SAĞLIK

Kaşıntı sadece cilt sorunu değil, stresle de ilgili

Uzmanlara göre kaşıntı stres ve duygusal durumlarla bağlantılıdır. Kaşıma otomatikleşip kısır döngü yaratır, bu da psikoterapiyle çözülebilir.
HABER MERKEZİ
HABER MERKEZİ
3 dk Sesli Dinle
Kaşıntı sadece cilt sorunu değil, stresle de ilgili

Uzmanlar, kaşıntının yalnızca ciltte meydana gelen bir problem olmadığını, aynı zamanda stres ve duygusal durumlarla da sıkı bir bağı bulunduğunu vurguluyor.

Duygusal Durum ve Kaşıntı Döngüsü

Klinik Psikolog Cumali Aydın, egzama hastalarındaki kaşıntı ve kaşıma davranışının stres, duygusal haller ve beyin mekanizmalarıyla olan ilişkisini ele aldı. Aydın, bu kısır döngünün nasıl yönetilebileceği ve psikoterapinin bu süreçteki rolü hakkında bilgiler verdi. Kaşıntının, çoğu zaman sadece derideki iltihabın bir sonucu gibi görülse de, aslında beden ve zihin arasındaki güçlü bağlantının bir parçası olduğunu belirtti. Stres anlarında salgılanan kortizol gibi hormonların, bağışıklık sistemini ve deri bariyerini etkileyerek kaşıntıyı tetikleyebildiğini veya şiddetlendirebildiğini ifade etti. Aydın, insanların yoğun kaygı veya üzüntü yaşadığında egzama belirtilerinin arttığını, bununla birlikte şiddetli kaşıntının da kişinin ruh halini bozarak sinirlilik, karamsarlık ve öfke gibi duygusal değişimlere yol açtığını hatırlattı. Bu karşılıklı etkileşimin, kaşıntının neden sadece bir "cilt sorunu" olarak ele alınamayacağını gösterdiğini, duygusal durum ile cilt belirtilerinin aynı madalyonun iki yüzü olduğunu söyledi.

Kaşıma Davranışının Otomatikleşmesi

Kaşıntı başladığında beynin, kaşıma eylemini bir rahatlama yöntemi olarak devreye soktuğunu belirten Aydın, ancak bu rahatlamanın kısa sürdüğünü ve kaşımanın deride mikrotravmalar oluşturarak kaşıntıyı daha da artırdığını açıkladı. Böylece "kaşıntı–kaşıma–daha çok kaşıntı" olarak adlandırılan bir kısır döngünün oluştuğunu ifade etti. Bu döngüde beynin, kaşımanın sağladığı kısa süreli hazla ödüllendirildiğini ve dopamin salınımıyla bu durumun pekiştirildiğini, kaşıma davranışının zamanla bağımlılık benzeri bir dürtü haline geldiğini belirtti. Başlangıçta iradeyle durdurulabilen bu davranışın, tekrarlar arttıkça otomatikleştiğini ve kişinin "artık kendimi durduramıyorum" demeye başladığını aktardı. Kronik kaşıntı hastalarında beyindeki ödül ve motor bölgelerinin aşırı aktifleştiği, bunun da dürtünün kontrolünü zorlaştırdığı gösterilmiştir.

Utanç ve Suçluluk Hissi Kaşıntıyı Yeniden Tetikliyor

"Kaşımamak gerektiğini biliyorum ama kendimi durduramıyorum" ifadesinin, kişinin ne yapması gerektiğini bilmesine rağmen davranışını durduramadığı, yani irade ile dürtü arasında sıkıştığı bir durumu işaret ettiğini aktaran Aydın, psikolojik açıdan bunun dürtü kontrolünün zayıfladığı ve kaşıma davranışının obsesif-kompulsif bozukluk spektrumunda değerlendirilebilecek bir hal aldığı anlamına geldiğini belirtti. Kişinin kaşıdıktan sonra utanç, suçluluk ve pişmanlık hissettiğine değinen Aydın, bu duyguların yeni bir stres dalgası yaratarak kaşıntıyı tekrar tetiklediğini söyledi. Dolayısıyla bu kişinin yaşadığı durumun basit bir "alışkanlık" değil, duygusal ve bedensel belirtilerin birbirini beslediği bir kısır döngü olduğunu vurguladı. Klinik değerlendirmede bu döngünün farkında olmanın, kişiyi suçlamak yerine döngüyü kırmaya odaklanmayı gerektirdiğini ifade etti. Stres, kaygı ve öfke gibi duyguların kaşıntıyı ve kaşıma davranışını belirgin şekilde artırabildiğini belirten Aydın, bu döngüyü anlamanın, tedavide hem cilde hem de duygulara aynı anda müdahale etmenin neden gerekli olduğunu gösterdiğini söyledi. Psikoterapinin, kaşıntı–kaşıma döngüsünün duygusal ve davranışsal yönlerine müdahale ederek bu döngüyü kırmaya yardımcı olduğuna dikkat çeken Aydın, bilişsel-davranışçı terapi (BDT) gibi yöntemlerin kişinin kaşıma dürtüsünü tetikleyen düşünce ve duyguları fark etmesini ve alternatif tepkiler geliştirmesini sağladığını belirtti.

Bu Yazıyı Paylaş