GÜNDEM

Gençlerde de görülüyor: Yorgunluk sanılan inme belirtileri ölüme ve kalıcı felce yol açabilir

Genellikle ileri yaş hastalığı olarak bilinen inme, genç yetişkinleri de tehdit ediyor. Ani kol veya bacak güçsüzlüğü, yüzün bir tarafında kayma, konuşma bozukluğu, görme kaybı ve denge sorunları çoğu zaman yorgunluk ya da strese bağlanarak göz ardı edilebiliyor. Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Semih Giray, inmenin her yaşta görülebileceğine dikkat çekerek belirtilerin geçmesini beklemenin ağır sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulundu.
HABER MERKEZİ
HABER MERKEZİ
10 dk Sesli Dinle
Gençlerde de görülüyor: Yorgunluk sanılan inme belirtileri ölüme ve kalıcı felce yol açabilir

 

İnme, toplumda çoğunlukla ileri yaşlarla ilişkilendirilen hastalıkların başında geliyor. Ancak beyin damarlarında meydana gelen tıkanıklık veya kanama nedeniyle ortaya çıkan bu ciddi sağlık sorunu, genç yetişkinlerde de görülebiliyor. Üstelik genç yaşta ortaya çıkan belirtilerin günlük hayatın yoğunluğu, uykusuzluk, stres veya yorgunlukla ilişkilendirilmesi, hastanın sağlık kuruluşuna başvurmasını geciktirebiliyor.

Beyne giden kan akışının kesilmesi ya da beyin damarlarından birinin yırtılması sonucunda gelişen inme, müdahalenin gecikmesi halinde ölümle sonuçlanabiliyor. Hastalığı atlatan kişilerde ise hareket kabiliyetinden konuşmaya, hafızadan dengeye kadar birçok alanda kalıcı sorunlar ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle özellikle aniden başlayan ve daha önce yaşanmamış nörolojik belirtilerin hafife alınmaması gerekiyor.

Türk Beyin Damar Hastalıkları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Semih Giray, 29 Ekim Dünya İnme Günü kapsamında yaptığı değerlendirmede, inmenin yalnızca yaşlıları ilgilendiren bir hastalık olmadığının altını çizdi. Gençlerde de görülebilen hastalıkta erken müdahalenin belirleyici olduğunu belirten Giray, ani gelişen belirtilerin geçmesini beklemenin ciddi sonuçlara neden olabileceğine işaret etti.

İNME GENÇ YAŞTA DA ORTAYA ÇIKABİLİYOR

İnme, beyin dokusuna ulaşan kan akışının bozulması sonucunda meydana geliyor. Beyin damarının pıhtı nedeniyle tıkanması ya da damarın yırtılmasıyla oluşan kanama, beyin hücrelerinin zarar görmesine yol açıyor. Her iki durumda da beyin dokusunun ihtiyaç duyduğu oksijen ve besin maddelerine ulaşması engellenirken, etkilenen bölgenin kontrol ettiği vücut işlevlerinde kayıplar yaşanabiliyor.

İnme riskinin yaş ilerledikçe yükseldiği bilinse de hastalık genç yetişkinlerde de görülebiliyor. Özellikle gençlerde ortaya çıkan vakaların nedenleri, ileri yaş grubundaki hastalardan farklılaşabiliyor. Kalp ritim bozuklukları, bazı kalp hastalıkları, damar duvarında meydana gelen yırtılmalar, pıhtılaşma bozuklukları ve genetik etkenler genç yaşta inme gelişiminde rol oynayabiliyor.

Bununla birlikte genç olmak, inme riskinin bulunmadığı anlamına gelmiyor. Yüksek tansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği, sigara kullanımı, fazla kilo ve hareketsiz yaşam da hastalığın ortaya çıkma ihtimalini artıran faktörler arasında yer alıyor.

Özellikle herhangi bir kronik rahatsızlığı bulunmayan gençlerin aniden ortaya çıkan nörolojik şikayetleri önemsiz görmemesi gerekiyor. Bir kolu kaldırmakta zorlanmak, konuşmanın aniden bozulması veya görme kaybı gibi belirtiler yalnızca yoğun çalışma temposuna ya da uykusuzluğa bağlanmamalı. Bu şikayetlerin inme belirtisi olabileceği unutulmamalı.

YÜZDE KAYMA, KOLDA GÜÇ KAYBI VE KONUŞMA BOZUKLUĞUNA DİKKAT

İnmenin erken fark edilmesi, tedavi sürecinin zamanında başlatılması açısından büyük önem taşıyor. Prof. Dr. Semih Giray'ın da dikkat çektiği belirtilerin kolay hatırlanması için kullanılan yöntemlerden biri "3K" yaklaşımı. Kayma, Kol ve Konuşma kelimelerinden oluşan bu yöntem, inmenin en belirgin işaretlerini tanımayı kolaylaştırıyor.

Kayma: Yüzün bir tarafında aniden meydana gelen sarkma, inmenin önemli belirtilerinden biri. Kişiden gülümsemesi istendiğinde yüzünün iki tarafı aynı şekilde hareket etmeyebilir. Ağız kenarının aşağı doğru kayması veya yüzün bir tarafında belirgin asimetri oluşması, acil değerlendirme gerektiren bir durum olarak görülmeli.

Kol: Vücudun bir tarafında aniden başlayan güç kaybı ya da uyuşma, inmenin bir başka önemli işareti. Kişi kollarından birini kaldırmakta veya havada tutmakta zorlanabilir. Benzer şekilde bacakta güçsüzlük, hareket ettirmede güçlük ya da tek taraflı uyuşma da inme belirtisi olabilir.

Konuşma: Konuşmanın aniden bozulması, kelimeleri doğru söyleyememe, peltekleşme, söylenenleri anlamakta güçlük çekme veya kişinin kendisini ifade edememesi de dikkat edilmesi gereken belirtiler arasında bulunuyor. Kişi ne söylemek istediğini bilmesine rağmen uygun kelimeleri bulamayabilir ya da karşısındaki kişinin söylediklerini anlamakta zorlanabilir.

Bu belirtilerden yalnızca birinin ortaya çıkması bile inme şüphesini değerlendirmek için yeterli. Birden fazla belirtinin aynı anda görülmesini beklemek veya şikayetlerin kendiliğinden düzelmesini ummak, müdahale için kaybedilen süreyi artırabiliyor.

İNME HER ZAMAN YÜZ KAYMASIYLA KENDİNİ GÖSTERMİYOR

İnmenin belirtileri her hastada aynı şekilde ortaya çıkmayabiliyor. Yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük ve konuşma bozukluğu en bilinen işaretler arasında yer alsa da hastalık farklı nörolojik şikayetlerle de kendisini gösterebiliyor.

Ani görme kaybı, çift görme, dengesizlik ve yürüme güçlüğü de inmenin belirtileri arasında bulunuyor. Kişi aniden yürümekte zorlanabilir, ayakta dururken dengesini kaybedebilir veya çevresini algılamasında değişiklik yaşayabilir. Görmenin bir bölümünün kaybolması ya da iki gözle ilgili ani görme sorunları da dikkate alınması gereken işaretler arasında.

Özellikle daha önce yaşanmamış, aniden başlayan ve çok şiddetli hissedilen baş ağrısı da acil değerlendirme gerektiriyor. Bu tür bir baş ağrısı beyin kanaması gibi ciddi bir durumla ilişkili olabileceğinden, sıradan bir baş ağrısı olarak değerlendirilmemeli.

Söz konusu belirtilerin her biri farklı sağlık sorunlarında da görülebiliyor. Ancak şikayetlerin aniden başlaması, özellikle vücudun bir tarafını etkilemesi veya kişinin konuşma, görme ve hareket kabiliyetinde belirgin değişiklik yaratması halinde inme olasılığının göz önünde bulundurulması gerekiyor. Bu durumda kişinin kendi kendine teşhis koymaya çalışması yerine acil sağlık hizmetine başvurması önem taşıyor.

BELİRTİLER KENDİLİĞİNDEN GEÇSE BİLE RİSK ORTADAN KALKMIYOR

İnmede en sık yapılan hatalardan biri, belirtilerin kısa süre içerisinde ortadan kalkmasını iyileşme işareti olarak değerlendirmek. Oysa yüzün bir tarafında meydana gelen kayma, konuşma güçlüğü veya tek taraflı kuvvet kaybı birkaç dakika sonra düzelse bile ciddi bir sağlık sorununun habercisi olabilir.

Bu durum, geçici iskemik atakla ilişkili olabilir. Geçici iskemik atakta beyne giden kan akışı kısa süreliğine bozulur ve inme belirtilerine benzeyen şikayetler ortaya çıkar. Belirtiler kendiliğinden düzelebilir ancak bu durum tehlikenin sona erdiği anlamına gelmez. Geçici iskemik atak, ilerleyen dönemde meydana gelebilecek bir inmenin uyarısı niteliğinde olabilir.

Bu nedenle belirtilerin birkaç dakika içinde kaybolması, kişinin sağlık kuruluşuna başvurmaktan vazgeçmesine neden olmamalı. Şikayetlerin geçmesini beklemek ya da yeniden ortaya çıkıp çıkmayacağını gözlemlemek, gerekli müdahalenin gecikmesine yol açabilir.

Prof. Dr. Giray, inme şüphesi oluştuğunda doğrudan 112 Acil Çağrı Merkezi'nin aranması gerektiğine dikkat çekiyor. Acil sağlık ekiplerine belirtilerin ne zaman başladığının veya kişinin en son ne zaman normal durumda görüldüğünün bildirilmesi, tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi açısından önem taşıyor.

İNME ÖLÜM RİSKİNİN YANINDA KALICI ENGELLİLİĞE DE YOL AÇIYOR

İnme, dünya genelinde ölüm ve kalıcı engelliliğin başlıca nedenleri arasında gösteriliyor. Ancak hastalığın sonuçları yalnızca yaşam kaybıyla sınırlı değil. İnme geçiren kişiler hayatta kalsalar bile günlük yaşamlarını önemli ölçüde etkileyen fiziksel ve bilişsel sorunlarla karşılaşabiliyor.

Beynin hangi bölgesinin etkilendiğine ve hasarın büyüklüğüne bağlı olarak hastalarda kol ve bacak hareketlerinde kısıtlılık, konuşma güçlüğü, yutma problemleri ve denge kaybı gelişebiliyor. Bazı hastalar yürümekte, merdiven çıkmakta veya günlük işlerini tek başına yapmakta zorlanabiliyor.

İnme sonrasında hafıza, dikkat ve diğer bilişsel işlevlerde de değişiklikler meydana gelebiliyor. Kişinin düşünme, karar verme ve kendisini ifade etme becerileri etkilenebiliyor. Duygu durumunda yaşanan değişiklikler de sosyal ilişkileri ve çalışma hayatını zorlaştırabiliyor.

Ağır vakalarda hastalar giyinme, yemek yeme, yürüme ve kişisel bakım gibi temel ihtiyaçlarını karşılamak için başkalarının yardımına ihtiyaç duyabiliyor. Bu durum, yalnızca hastanın yaşamını değil, ailesinin ve bakımını üstlenen kişilerin günlük düzenini de değiştiriyor.

Prof. Dr. Giray'ın dikkat çektiği noktalardan biri de inmenin yalnızca ölüm riski üzerinden değerlendirilmemesi gerektiği. Hastalık sonrasında ortaya çıkan kalıcı hareket, konuşma ve hafıza sorunları, kişinin bağımsız yaşamını sürdürmesini güçleştirebiliyor. Bu nedenle erken teşhis ve tedavi, hastanın yaşamını kurtarmanın yanı sıra kalıcı hasarın azaltılması açısından da önem taşıyor.

İNME TEDAVİSİNDE HER DAKİKA BEYİN HÜCRELERİ İÇİN ÖNEMLİ

İnme tedavisinde zamanla yarışılıyor. Tıp dünyasında kullanılan "Zaman beyindir" yaklaşımı, müdahalenin neden geciktirilmemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Beyin damarının tıkanmasıyla birlikte ilgili bölgeye yeterli kan ve oksijen ulaşamıyor. Kan akışının kesilmesi, beyin hücrelerinin zarar görmesine ve zaman içerisinde geri dönüşü olmayan hasarların gelişmesine neden olabiliyor.

Tedaviye ulaşmakta yaşanan her gecikme, kurtarılabilecek beyin dokusunun kaybedilmesi riskini artırıyor. Bu nedenle inme belirtileri fark edildiğinde kişinin kendi imkanlarıyla hastaneye gitmeye çalışması yerine 112 Acil Çağrı Merkezi'ni araması ve sağlık ekiplerinin yönlendirmesine uyması gerekiyor.

Damar tıkanıklığına bağlı gelişen inmelerde, uygun hastalara damar yoluyla pıhtı eritici ilaç tedavisi uygulanabiliyor. Bu tedavinin amacı, beyin damarındaki pıhtının çözülerek kan akışının yeniden sağlanması. Ancak tedavinin uygulanıp uygulanamayacağı, belirtilerin başlangıç zamanı ve hastanın klinik değerlendirmesi dikkate alınarak belirleniyor.

Büyük damar tıkanıklıklarında ise uygun hastalar için mekanik trombektomi adı verilen yöntem kullanılabiliyor. Bu işlemde kateter aracılığıyla damara ulaşan hekimler, tıkanıklığa neden olan pıhtıyı çıkararak kan akışını yeniden sağlamayı hedefliyor.

Uygulanacak tedavi yöntemi her hasta için aynı değil. Belirtilerin ne zaman başladığı, görüntüleme sonuçları, tıkanıklığın bulunduğu damar, hastanın genel sağlık durumu ve diğer klinik bulgular tedavi kararında belirleyici oluyor.

Bazı hastalarda ileri görüntüleme yöntemleri sayesinde tedavi için uygunluk daha geniş zaman aralıklarında da değerlendirilebiliyor. Ancak bu durum, belirtiler ortaya çıktığında beklenebileceği anlamına gelmiyor. Erken başvuru, hastanın tedavi seçeneklerinin değerlendirilmesi ve beyin dokusunun korunması açısından önemini sürdürüyor. Ayrıca zamanında müdahale edilmesi her hastada tam iyileşme sağlanacağı anlamına gelmiyor; hastalığın şiddeti ve beynin etkilenen bölgesi, tedavi sonrasındaki durumu doğrudan etkiliyor.

İNME SONRASI REHABİLİTASYON SÜRECİ DE TEDAVİNİN BİR PARÇASI

İnme tedavisi, acil müdahalenin ardından sona ermiyor. Hastanın kaybettiği becerileri yeniden kazanabilmesi ve mümkün olduğunca bağımsız bir yaşam sürdürebilmesi için rehabilitasyon süreci büyük önem taşıyor.

İnmenin ardından uygulanacak rehabilitasyon programı, hastanın ihtiyaçlarına ve yaşadığı işlev kayıplarına göre planlanıyor. Fizik tedavi uygulamaları, kol ve bacak hareketlerinin geliştirilmesine, kas gücünün artırılmasına ve yürüme becerisinin yeniden kazanılmasına yardımcı olabiliyor.

Konuşma ve dil terapisi, konuşma güçlüğü yaşayan veya söylenenleri anlamakta zorlanan hastaların iletişim becerilerini geliştirmeyi amaçlıyor. Yutma güçlüğü bulunan kişilerde ise yutma rehabilitasyonu ve uygun destek uygulamaları gündeme gelebiliyor. Hafıza, dikkat ve diğer bilişsel işlevlerde sorun yaşayan hastalar için bilişsel rehabilitasyon yöntemlerinden yararlanılabiliyor.

Prof. Dr. Giray'ın değerlendirmesinde öne çıkan başlıklardan biri, inme tedavisinin temel hedefinin yalnızca hastanın yaşamını kurtarmakla sınırlı olmaması. Hastanın günlük ihtiyaçlarını mümkün olduğunca kendi başına karşılayabilmesi ve sosyal yaşamına dönebilmesi de tedavi sürecinin önemli hedefleri arasında bulunuyor.

İyileşme süreci ise her hastada farklı ilerliyor. Bazı kişiler tedavi ve rehabilitasyonla önemli ölçüde toparlanabilirken bazılarında hareket, konuşma veya bilişsel işlevlere ilişkin sorunlar kalıcı olabiliyor. Bu nedenle rehabilitasyonun hastanın durumuna göre düzenlenmesi ve sağlık ekibinin takibinin sürdürülmesi gerekiyor.

GENÇ YAŞTA İNME RİSKİNİ ARTIRAN FAKTÖRLER NELER?

İnme riskinin azaltılması için öncelikle kontrol edilebilir sağlık sorunlarının belirlenmesi gerekiyor. Özellikle yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol yüksekliği, beyin damar sağlığını olumsuz etkileyebilen önemli risk faktörleri arasında yer alıyor.

Kalp ritim bozuklukları ve bazı kalp hastalıkları da pıhtı oluşumu üzerinden inme riskini artırabiliyor. Bu nedenle kalple ilgili şikayetlerin göz ardı edilmemesi, gerekli kontrollerin yapılması ve hekim tarafından önerilen tedavilerin aksatılmaması önem taşıyor.

Sigara kullanımı, fazla kilo ve hareketsiz yaşam da damar sağlığı üzerinde olumsuz etkilere sahip. Özellikle genç yaşlarda kazanılan sağlıksız alışkanlıklar, ilerleyen yıllarda kalp ve damar hastalıklarının ortaya çıkmasına zemin hazırlayabiliyor. Bu nedenle inmeden korunmak için yalnızca ileri yaşlarda önlem almak yeterli değil.

Uzmanların önerileri arasında sigaranın bırakılması, sağlıklı vücut ağırlığının korunması ve düzenli fiziksel aktiviteye yer verilmesi bulunuyor. Beslenmede sebze, meyve, tam tahıl ve lif bakımından zengin gıdaların tercih edilmesi; aşırı tuz ve doymuş yağ tüketiminin sınırlandırılması da damar sağlığının korunmasına katkı sağlayabiliyor.

Kişinin sağlık durumuna uygun olması koşuluyla haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite yapılması öneriliyor. Düzenli uyku, alkol tüketiminin sınırlandırılması ve nikotin içeren ürünlerden uzak durulması da inme riskini azaltmaya yönelik önlemler arasında gösteriliyor.

Yüksek tansiyon, diyabet ve kolesterol gibi sorunların düzenli takip edilmesi, hastalıkların erken dönemde kontrol altına alınmasına yardımcı olabiliyor. Genç yaşta herhangi bir sağlık sorunu bulunmayan kişilerin de sağlıklı yaşam alışkanlıklarını sürdürmesi ve aile öyküsü ya da başka risk faktörleri söz konusuysa hekim değerlendirmesini ihmal etmemesi gerekiyor.

İNME BELİRTİLERİNDE YAŞA BAKMADAN 112'Yİ ARAYIN

İnme, yalnızca ileri yaşlarda ortaya çıkan bir hastalık değil. Genç yetişkinlerde de görülebilen bu sağlık sorunu, ilk belirtilerin yanlış yorumlanması halinde tedaviye ulaşmanın gecikmesine neden olabiliyor. Özellikle yoğun çalışma temposu, uykusuzluk ve stres nedeniyle ortaya çıktığı düşünülen ani nörolojik şikayetlerin dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor.

Yüzün bir tarafında aniden meydana gelen kayma, kol veya bacakta güç kaybı, konuşma bozukluğu, ani görme kaybı ve denge sorunları inmenin önemli belirtileri arasında bulunuyor. Daha önce yaşanmamış ve aniden başlayan şiddetli baş ağrısı da acil değerlendirme gerektiriyor.

Bu belirtiler ortaya çıktığında kişinin genç olması, kronik hastalığının bulunmaması veya şikayetlerin kısa süre sonra düzelmesi tehlikeyi ortadan kaldırmıyor. İnme şüphesinde vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalı. Belirtilerin başladığı saat ya da kişinin en son ne zaman normal durumda olduğu bilgisi sağlık ekiplerine aktarılmalı.

Uzmanların uyarısı, inmede erken müdahalenin yalnızca yaşam kurtarmak için değil, kalıcı engellilik riskini azaltmak ve hastanın bağımsız yaşamını koruyabilmek için de belirleyici olduğu yönünde. Özellikle gençlerde yorgunluk veya stres sanılarak geçiştirilen ani belirtilerin ciddiye alınması gerekiyor.

Bu Yazıyı Paylaş