Köşe Yazısı

Masum değiliz hiçbirimiz

Ülkü Şahin Kaykı
Ülkü Şahin Kaykı
4 dk Sesli Dinle

Yaşar Kemal’in Demirciler Çarşısı Cinayeti romanında sitem ettiği gibi:

“O iyi insanlar, o güzel atlara binip çekip gittiler. Demirin tuncuna, insanın piçine kaldık.”

Türk toplumunun sosyolojik olarak evrildiği durum açıkçası korkutucu. Üstelik bu değişim o kadar hızlı yaşanıyor ki nereye varacağını, nasıl bir toplumsal yapıyla karşı karşıya kalacağımızı öngörmek imkansız . Elbette dünya değişiyor, Türkiye de bu değişimin dışında değil. Ancak biz değişirken çok kirleniyoruz Vicdani ve ahlaki değerlerin yok olduğu sorumluluk bilincinin giderek kaybolduğu, bencil, maddeci, riyakar bir toplum hâline geldik.

Herkes başkasının suçunu görüyor, başkasının yanlışını yargılıyor, başkasına ahlak dersi veriyor; fakat sıra asla kendi yanlışımızı görmeye gelmiyor.
Kendi işimizi layıkıyla yapmadan başkalarını eleştirmeyi, sorumluluk almadan hesap sormayı, kendi kusurlarıyla yüzleşmeden başkalarını suçlamayı alışkanlık hâline getirdik. 

Eleştirinin bol, öz eleştirinin yok denecek kadar az olduğu bir toplumuz artık.

Bugünlerde ortada çok büyük bir suç var. 
Üstelik bu suçu işleyenler eskiden bakanlık yapmış, milletvekilliği yapmış, devleti temsil etmiş insanlar. O yüzden sorumlulukları çok daha ağır. Devleti temsil eden birinin işlediği suç sıradan bir suç değildir. Gereği neyse yapılmalı. Hukuk önünde hesap verilmeli. Bu yüzden toplumun gösterdiği tepki de, bu isyan da çok haklı.

Evet, onlar suçlu; asla onları affedemeyiz. Şairin dediği gibi, “Biz seni affedemeyiz, Tanrı iki kere affetsin.” Ancak tek suç onlarda mı?

Sezen Aksu  Çağ Yangını şarkısında diyor ya:

Eller günahkâr
Diller günahkâr
Bir çağ yangını bu
Bütün dünya günahkâr

MASUM DEĞİLİZ HİÇBİRİMİZ

Bir çağ yangını bu. 
Bu çağ yangınına toplumun her ferdi birer parça odun atarak bu ateşi harladı. Şimdi toplumca yanıyoruz.

Çünkü bütün, parçaların
toplamından daha Âli bir şeydir fakat parçalardan Âri  değildir.

Bütünü parçalar oluşturur. Toplumu bireyler oluşturur. Bir toplum, teker teker bireylerin toplamıdır.

Ülke son 20 yıldır İNSAN ÇÖPLÜĞÜne dönmüş durumda. Ortada bir günah var ve tüm toplum bu günahın ortağı.
Ahlak kavramını bir kısmımız sadece kadına yönelik bir şey sandı, bir kısmımız belirli bir davranışla veya zamanla sınırlandırdı.
Peki, ahlak böyle bir şey mi?

Aristoteles, Etik’te “Ahlaki erdem, alışkanlığın ürünüdür.” der ve devamında “Biz tekrar tekrar yaptığımız şeyiz. O hâlde mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır.” diye ekler. Yani ahlaklı yaşamayı alışkanlık hâline getirmek.

Kant ise “Öyle eyle (davran) ki, senin eyleminin ilkesi genel bir yasa olabilsin.” cümlesiyle ahlaklı davranışın kişinin yaşam yasası olması gerektiğini vurgular.

Hadi, biz bu gavurları geçelim, hani sözümona Müslüman toplumuz ya, çok gurur duyuyoruz, İslam felsefesi de başka bir şey söylemiyor ki.
Müslüman filozof İbn Miskeveyh, İslam ahlakını anlattığı Tehzibü’l-Ahlak’ta “Ahlak, insan nefsinde yerleşen ve fiillerin düşünmeksizin ortaya çıkmasını sağlayan bir meleke, bir huydur.” diyerek ahlakın tüm yaşamımıza yansıması gerektiğini anlatır.

Yani dine göre de, felsefeye göre de, evrensel tüm yasalara göre de ahlak, kimsenin görmediğinde ne yaptığındır.

Şimdi herkese soruyorum, dönüp bakalım kendimize: Hiç kimse bakmadığında ne kadar masumuz?

ilk taşı en masum olan atacak olsa o biz olur muyuz?
Maalesef, ortaya bir suç çıktığında herkes savcı kesilirken, o suçu kendi işlerken herkes kendinin avukatı oluyor.

Hâlbuki atalarımız “Çuvaldızı kendine, iğneyi başkasına batır.” derken, biz kendimize kıyabiliyor muyuz?

Ah ah!

Çağımızın mağdur görünümlü mağrurları.

Hırsızlığın hırsızlık olduğunu sadece başkası yapınca görüyoruz.

Torpile kızıyoruz ama kendi çocuğumuz için hemen bir tanıdık arıyoruz.
Başkasının yaptığına hırsızlık diyoruz ama kendi hırsızlığımızı görmüyoruz.
Herkes çalabildiği kadarını alıyor. Çalışan işyerinden bir şey götürür,
büyük-küçük tüm şirket sahipleri vergi kaçırır.
Ooooo saymakla bitmez ki.
Yani herkes gücü yettiğince çağ yangınına odun atıyor.
Temiz şehir istiyoruz, çöpü yere atıyoruz.
Kadın haklarını dışarıda savunuyoruz, evin içinde aynı saygıyı göstermiyoruz.
Hayvanı sevmekle hayvansever görünmeyi,
çevreyi korumakla çevreci görünmeyi amaçlıyoruz.
Nerden baksan tıtarsızlık…

Bu ülke hep böyle mi devam edecek?
Elbette ki hayır. Çünkü bu sürdürülebilir bir şey değil. Göründüğü kadarıyla helak olmuş bir toplumuz.

Düzelmek de elbette kolay olmayacak. En başında dönüp kendimizi  düzelteceğiz.
İyi bir insanmış gibi görünmeyi bırakıp iyi insan olmaya çalışacağız,
çok zor gelse de.

Ve şunu unutmayacağız: Bütünü düzeltmek ancak teker teker parçaların düzelmesi ile mümkündür.
Sabır gerektirir.

Bu Yazıyı Paylaş